27 Mayıs’ın asırlık şahidi

99 yaşındaki Nilüfer Gürsoy, bugüne kadar geçen süreci anlatırken “Öfke ve isyanımdan arındım ama küçümsemem geçmedi” diyor.

Tarih:
  • Google
  • Pinterest
#

Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idam edildiği 27 Mayıs darbesinin üstünden tam 60 sene geçti. Darbe gecesi Cumhurdiğernı olan babası Celal Bayar’ın Çankaya Köşkü’nden götürülüşüne tanık olan 99 yaşındaki Nilüfer Gürsoy, bugüne kadar geçen süreci anlatırken “Öfke ve isyanımdan arındım ama küçümsemem geçmedi” diyor.

27 Mayıs darbesinin olduğu gece Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy da Çankaya Köşkü’ndeydi. Sabaha karşı uyandırıldı. Tank seslerini duydu, pencereden dışarı baktı. Metalik sesiyle homurdanan tankı gördü. Namlusu köşke doğru çevrilmişti. O an aklına Irak ihtilâli geldi. Henüz üstünden iki sene geçmişti. Osmanlı hanedanından Prenses Fazile ile evlilik hazırlıkları yapan Irak Kralı Faysal, darbeciler tarafından sarayında katledilmişti. Bayar ve Menderes ailesiyle sık görüşürlerdi. Bayar ailesine de o zamandan beri tehdit mektupları geliyordu.

‘ADNAN BURADA OLSAYDI’

Nilüfer Gürsoy bunları düşünerek annesi Reşide Hanım’ın yanına gitti. Babasını sordu. “Aşağı indi kızım” cevabını alınca o da aşağı indi. O sırada Berrin Menderes’i gördü. Yanında ufak oğlu Aydın Menderes de vardı. Berrin Hanım çok tedirgindi. Menderes o gün Eskişehir’deydi. “Aman beyefendi, Adnan burada olsa başka türlü mü olurdu acaba?” diye soruyordu. Bayar sakindi. “Artık çok geç” diye yanıt verdi. Askerler gelince Nilüfer Hanım ve diğerları yukarıya çıktılar. Bayar darbecilere silah çekti, direndi. Fakat akıbet değişmedi. Onu güvenliğini sağlamakla görevli Muhafız Alay Komutanı Osman Köksal’ın içi kırmızı renkli arabasıyla köşkten götürüldü. Nilüfer Gürsoy köşkün önündeki bayraktan Cumhurbaşkanlığı forsunun indirilişini seyretti. Bayar’ın yaverleri de üniformalarındaki Cumhurbaşkanlığı alametlerini söküyorlardı.

‘KÜÇÜMSEMEM GEÇMEDİ...’

O sıralar Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin genç asistanı olan Nilüfer Gürsoy, demokrasi tarihine kara leke olarak kazınan bu sahneleri çaresizce izledi. 60 sene sonra o günleri dün gibi hatırlarken “O zamanki öfke ve isyanımdan arındım ve küçümsemem geçmedi” diyor. 27 Mayıs’ın ordu içerisindeki bir grubun hareketi olduğunu belirtirken dış bağlantılarının ve içerdeki destekçilerinin tam olarak aydınlatılmadığını vurguluyor: “Bugünden 27 Mayıs’a baktığımızda daha geniş bir görüşe varabiliyoruz. Ortadoğu’da yakın zaman yapılmış darbelerin bir benzeriydi. Ülkemize has olmakla beraber diğer darbelerin de bir örneğiydi. Petrole giden yolun üstündeki ülkeler için çizilmiş bir Ortadoğu projesinin parçası olduk.

‘SORUMLULAR YARGILANMADI’

Ülke içerisinde 27 Mayıs darbesini gerçekleştiren aktörler kimler? Bunun objektif bir araştırılmasına gidilmiş mi? Hiç sanmıyorum. 27 Mayıs’ı gerçekleştirenlerin hüviyetlerine baktığımızda çeşitli eğilimlerden şahıslar görüyoruz. Amerika’ya dayalı olandan Rusya’nın KGB’sinde adı geçtiğimiz geniş bir yelpaze içerisinde ‘Millî Birlikçiler’. Peki ya başka yardımcıları? Bugüne kadar 27 Mayıs’ı hoş gören, görmeye çalışanlar? Bunların soruşturmaları yapıldı mı? 2012’lerde TBMM’lerde hazırlanan (benim de beyan verdiğim) darbe raporundan bir sonuç çıkacağını sanmıyorum.

Anayasa ihlali daha 27 Mayıs ile başladı. Darbeyi yapanlar Senato’ya girdi. Ömür boyu ‘Tabii Senatör’ diye ‘tabii’ olmayan, demokrasi dışı nedenler olarak yerleştirildiler. Sanki 1945-46’dan beri verilen mücadelelerle demokrasi getirilmemişti! Darbe büyük bir projenin menhus bir parçasıydı.

‘TÜM MİLLET MAĞDUR OLDU’

1960’ta Türkiye’de Cumhuriyeti’nin darbeler dönemini başlatanlar, 27 Mayıs darbe sürecini saklı açık devam ettiriyor diyebilir miyiz? Bunun üstünde düşünenlerimiz var mı? Varsa fikirleri nedir, bilmiyoruz. 27 Mayıs darbe mağdurlarına gelince. Darbenin mağdurları yalnızca bizler değil asıl mağdur milletimizdir.”

'103 MİLYON LİRASI VAR' DEDİLER, 16 LİRASI ÇIKTI

Nilüfer Gürsoy, Yassıada’daki yargılama sürecini anlatırken “27 Mayıs’ta DP ve mensupları ile ilgili ileri sürülen düzmeceler teker teker sırayla gerçek olarak karşımıza çıktı, yaşadık. Suiistimal iddiaları, Atatürk’ü inkâr, Anayasa ihlâli... Babamın bankada 103 milyon lirası olduğunu iddia etmişlerdi, hesabından 16 lira çıktı. Köşkte ailesinin iaşesini bile kendi maaşından karşılardı” şeklinde konuştu.




HABER YORUMLARI
600


Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.



Foto Galeri
Video Galeri