"HERŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK'mış..."

31 Mart mahalli idareler seçimleri sonrası şaibenin ayyuka çıktığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptal edilmesi sonrası CHP'nin sloganı...

Tarih:

  • Google
  • Pinterest

‘HER ŞEY GÜZEL OLACAK'.

Aslında bu slogan CHP'nin de değil. 17/25 Aralık bürokrasi darbesi sonrası FETÖ'cülerin kullandığı bir slogan.

*

Ama bu sloganı yaygınlaştırmaya çalışan CHP ve yardakçılarının, sanatçı, medya, iş adamı vs kişilerin bilmediği bir durum söz konusu...

Ve bunu onlar bilmese de birileri çok iyi biliyor.

Onlar için sonun başlangıcı, Türk Milleti ve İslam alemi için ‘HER ŞEYİN ÇOK DAHA İYİ OLDUĞU’ ve 15 Mayıs 2006 günü gerçekleşen olaydır.

*

Ne olmuştur 15 Mayıs 2006'da...

Dört bin yıllık tarihi olan Türk Devleti ve geleneği tam üç asır sonra MİLLİLEŞMİŞtir, BAĞIMSIZLAŞMIŞtır ve MÜSLÜMANLAŞMIŞtır.

15 Mayıs 2006 günü, 1986 yılında tohumları atılıp, büyük mücadeleler sonrası uyuyan devlet uyanmış ve şer güçlerin baronu Sezer, 'SİZ KAZANDINIZ' demek zorunda bırakılmıştır.

Devletimiz millileşmiş ise de, üç asırdır bizi görünen ve görünmeyeninde yönetmiş şer güçlerin bir anda sökülüp atılması o kadar kolay değildir.

Bazı şeylerin tam anlamıyla temizlenebilmesi için zamana ihtiyaç vardır ve devletimiz o zamanı en iyi şekilde kullanma hesabındadır.

*

Üç asır sonra derinde devletin millileşmesi sonrası karşı güçler boş durmayacaktı ve durmadılar da.

İlk hamlelerini 17 Mayıs 2006 tarihinde, yani iki gün sonra Danıştay saldırısıyla yaptılar.

Hemen sonrasında ülkede ekonomik kriz çıkarttılar. Hedefleri ise derinlerinde kaybettikleri devleti tekrar ele geçirmekti.

O döneme baktığımızda yaşadığımız üç hafta içinde doların kurundaki hızlı artış ülkede devalüasyona sebep olmuştu.

Sayın Erdoğan'ın sürekli 'bu kriz bizi teyed geçecek' derken arkasındaki milli devletin varlığını ve gücünü bilmesindendi.

Ekonomik kriz hamlesi öncesi ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz gizlice Türkiye’ye gelmişti.

İstanbul’da, Çengelköy’deki Kordon Restoranda Türkiye’deki Yahudi asıllı iş adamlarıyla bir toplantı yaptı.

Ve o toplantıdaki tek gündem Türkiye’ye ekonomik bir darbe vurulmak istenmesiydi.

Wolfowitz, toplantıya katılan iş adamlarına, “Türkiye’den yurt dışına yüksek miktarda para çıkışı yapın!” emrini vermişti.

Paul Wolfowitz, Türkiye’nin ekonomisini sarsacak bir hamle istemişti, ülkenin üst düzey iş adamlarından.

*

Bu toplantının yapılacağı istihbaratını alan derinlerdeki milli kahramanlar toplantıyı bastı.

Toplantı yapılan masanın üzerine çıkıp, “Yurt dışına para kaçıran iş adamlarından çok ağır hesap sorulacak, ayağınızı denk alın... “ diyerek, gözlerine baka baka çok sert uyarı yaptılar.

Bunun üzerine Paul Wolfowitz, “Toplantı bitmiştir” diyerek geldiği gibi gizlice ülkesine döndü.

Danıştay baskını sonrası, devletin bu toplantıyı basıp sert bir şekilde iş adamlarını uyarmış olmasına rağmen 2006 yılının Haziran ayında 27,5 milyar dolar para Türkiye’den yurt dışına çıkarılmıştı.

*

Dikkat edelim...

O zaman Türkiye’nin döviz rezervi toplamda 35 milyar dolar...

Millileşen devletimiz, ABD’nin bu hamleyi yapacağını tahmin ettiği için Türkiye’ye Körfez ülkelerinden 25 milyar dolar sokmuştur.

Ülkeyi ekonomik krize sokacak bu hamle, en az hasarla ve kimselere duyurulmadan bertaraf edilmiştir.

O iş adamlarına çıkarılan acı faturalarda şimdilik bizde kalsın.

*

Devletin kontrolünü derinlerde kaybeden güçler ülkede hep bir kaos, kargaşa ve ekonomik kriz çıkartıp ülke içindeki piyonlarıyla bu süre zarfında hamle üstüne hamle yaptılar.

Her hamleleriyle ülkeyi bir darbe ortamına sokmak istediler ama her seferinde de karşılarında kaya gibi sağlam duran devleti buldular.

Özellikle 15 Mayıs 2006 sonrası hamlelerini durmaksızın ve şuursuzca yaptılar. Ve bu hamleler görünürde Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a yapılırken, derinlerde ise kaybettikleri devleti tekrar ele geçirmek içindi.

Danıştay saldırısı, ekonomik kriz hamlesi ve sonrasında da Hrant Dink cinayetiyle insanları sokağa dökmek, devlete karşı kutuplaştırmak istediler.

Ve yine Kobani olaylarıyla kan dökerek insanları sokağa çekmeye çalıştılar.

17/25 Aralık operasyonuyla hükümete yargı darbesi yapmak istediler.

MİT operasyonuyla dönemin Başbakan'ı Sayın Erdoğan'a kelepçe takmaya, MİT Tırlar olayıyla dünya kamuoyunda Türkiye'yi çıkmaza, teröre destek veren ülke konumuna sokup, devletin Başbakanını yurt dışı seyahatinde tutuklatmayı dahi düşündüler.

Gezi olayları gibi halk hareketleriyle milletle devleti karşı karşıya getirmeyi denediler.

15 Temmuz darbe girişimine gelinceye kadar On'a yakın darbe teşebbüsünde bulundular.

Ancak bu girişimler devletin derinlerinde bastırıldı ve halkımıza bir darbe girişimi olarak yansıtılmadı.

Halkımız sadece, 15 Temmuz’daki kalkışmayı, tankla, tüfekle, askerin sokağa inmesiyle ve uçaklardan bomba yağması sonucu bir darbe girişimi olarak gördü.

Bir devlet ömrü olarak düşünüldüğünde çok da uzun olmayan, 13 yıl gibi kısa süre içerisinde her türlü operasyonu çektiler.

Silahlı silahsız, terör eylemlerinden hendek savaşlarına, halkın kışkırtılıp sokağa dökülmesine, ekonomik krizlerden algı operasyonlarına, siyasi oyunlara, yargı krizlerine varıncaya kadar her türlü hamleyi yaptılar.

Başardılar mı?

BAŞARAMADILAR...

BAŞARAMAZLAR DA.

Çünkü, devlet millileşmiş ve bağımsızlaşmış, her türlü hamleye karşı hazırlıklı ve sadece savunmada kalmayıp, karşı hamleleri de anında gerçekleştirmiştir ve durmaksızın gerçekleştirmektedir.

Bu hamlelerin bazılarını yazmayı çok isterdim ama zamanı değil düşüncesiyle şimdilik bizde o hamleler. Ve inşallah yazılabilecek kısmıyla o hamleleri de yıl sonuna doğru bir kitap olarak hazırlayıp basacağız.

*

Yeni Türkiye'de artık görünen ya da görünmeyenlerden gelebilecek dalgaların önü büyük ölçüde alınmıştır/alınıyor da.

Bu söylediklerimizden sonra tüm bu sürece şöyle bir bakmak lazım...

15 Mayıs 2006 sonrası iç ve dış mihrakların tüm güçleriyle yapılan bunca operasyonları nasıl başarısız kılınmıştır?

Şimdi şöyle bir 15 Mayıs 2006 öncesini düşünelim bir an.

Bir kitap fırlatmakla dahi ekonomisi çöken bir ülkeyi düşünelim. Başbakanı hastalansa, öksürse,...

Bir gazeteye atılan bir manşet, köşede yazılan bir eleştirel yazı, söylenen sert bir söz ile dahi her şeyin bir anda ters döndüğü bir ülke...

Böyle bir ülke bu badireleri nasıl atlatmıştır ve bir taraftan da büyümesini, yatırımlarını, ticaretini aralıksız sürdürmüş ve savunma sanayiinde yüzde yetmişlerde yeter duruma gelmiştir.

Kendi tankıyla, kendi füzesiyle, kendi helikopteri, İHA'sı, SİHA'sı, kendi silahıyla bunca badire ve saldırılara rağmen operasyon yapabilecek gücü yakalamıştır.

FETÖ terör saldırılarıyla askeri güç olarak zayıfladığı düşünüldüğü bir anda operasyon gücünü sınır ötesine, Amerika, İsrail ve AB'sine rağmen taşıyabilmiştir.

Bunu ve şu son on üç yılda yaşananları iyi analiz ettiğimizde ne demek istediğimiz çok daha iyi anlaşılacaktır ki, yapılan karşı hamleleri de yazmıyoruz daha.

*

Bu saatten sonra ok yaydan, mermi namludan çıkmıştır.

Ve bu saatten sonra Yeni Türkiye’nin karşısına her kim/kimler çıkarsa çıksın çok ağır karşılık göreceklerdir.

Her kim olursa olsun, teker teker de gelseler, topu da bir arada gelse devletimiz hepsine hazırlıklıdır ve onlara en ağır şekilde karşı hamlelerini yapmaktadır, yapıyor da.

Bu saatten sonra kaybeden ne devletimiz ve ne de milletimiz olacaktır. Kaybeden hep karşımızdakiler olacaktır.

*

Biz, tam üç yüz yıl sonra devletimize tam anlamıyla sahip olmuşuz, şer güçleri köklerimizden atmışız.

Kısa sürede ülkeye yapılan tüm bu saldırıları boşa çıkartan devlet siyasi bir sıkıntıya asla izin vermez.

Devletin karşısında ne CHP, ne İYİ Parti, ne HDP sorun olabilir.

Bizim sorunumuz sadece ve sadece şuan Sayın Cumhurbaşkanımızın çevresinde kümelenen hainlerde.

Sorun, Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında gözüken ama Barbaros Şansal gibi haininin 'her şey güzel olacak' galasıyla İmamoğlu'na destek defilesine katılıp, organizasyonu ayakta alkışlayan kadının eşinin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı olmasında...

Sorun, İl Başkanları bir tarafa, ilçe Başkanları dahi önde arkada çakar korumalı arabalarla hareket eden, vatandaşa dokunmaktan da ziyade randevu alınamayan, oturdukları koltuklarda ihale, rüşvet, adam kayırma, iş takibi peşine düşen, AK Parti'yi kendilerine kalkan yapıp her türlü şerefsizliği yapan AK Parti görünümlü kimselerde...

Sorun, devletin varolma sebebi vatandaşı ekonomik sıkıntıdan bunalmışken, işsizlik, siftahsız esnaf, durgunluk ve hayat pahalılığı almış başını giderken, lüksten, israftan, devletin imkanlarını hayasızca kullananlardan ve bunun da ötesi halkla dalga geçer gibi mesajlar verip, bilmiş bilmiş orada burada ekonominin ne kadar iyi gittiğine dair şov yapanlarda.

Sorun, ekonomi başta olmak üzere devletin gücünün halkına yansımasının önünde engel olan AK Parti kisvesine bürünmüşlerde...

Sorun, halkının derdine kulak tıkayan, sessiz kalan ve kendi çıkarları dışında hiçbir şeyi görmeyenlerde.

*
Sayın Cumhurbaşkanımız çevresini temizlerse işte o zaman her şey daha güzel olacak.

İpler bizim, devletimizin elinde ve kontrolünde.

Dedik ya 'topunuz gelin' diye...

Ekonomik sıkıntıları da bu devlet aşacak güç ve kudrette.

Şu içimize çöreklenen hainleri içimizden söküp atalım ki, önümüzü tamamen açalım.

Sadece biraz daha sabır.

*

Devletimizin Millileştiği, Bağımsızlaştığı ve Müslümanlaştığı 15 Mayıs 2006 tarihinin,
13. yıl dönümü kutlu ve mübarek olsun.

 




HABER YORUMLARI
600


Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.



Foto Galeri
Video Galeri