Darbe Sevicilerin 15 Temmuz Patinajı

Sömürgecilik faaliyetlerinin başlaması ile birlikte dünya, 1700’lü yıllardan itibaren küreselleşme sürecine girdi.

Tarih:
#

Küreselleşmenin ilk fazı birinci ve ikinci dünya savaşları ile sona erdi ve böylece küreselleşmenin ikinci evresine girmiş olduk. Önceki dönemde sömürgeci küresel güçlerin hakimiyeti ya da hakimiyet iştahı dünyanın belirli bölgeleri ile sınırlı kalırken ikinci dünya savaşından sonra hakimiyet sahipleri gözlerini tüm dünya ve neredeyse uzayda söz sahibi olmaya diktiler. Bu hedeflerine ulaşabilmek için de gözlerini kırpmadan binlerce hatta milyonlarca insanın kanını döküp, ülkeleri tarumar ettiler. 19. Yüzyılın şımarık sömürgeci efendilerine ilk darbeyi 1919 da başlayan milli mücadele ve kurtuluş savaşımızla biz vurmuştuk. Türklerin ulusal bağımsızlık savaşındaki başarısı, üçüncü dünya ülkelerine ilham olmuş ve sömürgeci emperyalistlere karşı galip gelinebileceğini bütün dünya anlamıştı. Yine bu millet 15 Temmuzda, sömürge faaliyetini darbelerle gerçekleştirme alışkanlığı edinmiş küresel güçlere ikinci bir ders daha verdi. O da; bundan sonra canları istediklerinde canlarının istediği yöneticileri iş başına getirmek için yapılan ya da yaptırılan darbelere karşı durulabileceği ve başarılı olunabileceği gerçeğidir.

Mücadelenin ilk raundunu kaybetmedik ama maç henüz bitmiş değil. Muhtemeldir ki kazanmaya alışmış şımarık sömürgeci efendi bozuntularının canları çok sıkıldı bu duruma. Bu nedenle daha güçlü saldırılara hazırlıklı olmalıyız. Hazırlığımızın gerçekçi olması için de geçtiğimiz dönemde başka ülkelerin ya da halkların  başarılı olamadığı darbe girişimleri ile 15 Temmuz sürecinde yaşananlar arasındaki benzerlikleri irdelemekte fayda var.  

Dünya üzerinde yaklaşık Bir Katrilyon da doların üzerinde bir sermaye birikimi var. Bu birikimin 200-300 Trilyon doları nerdeyse bir elin parmakları sayısında aile yanda şirketlere ait. Sizin 200 trilyon dolarınız varsa dünyada olup biten ile ilgilenmiyorum diyemezsiniz. Hele küreselleşen dünyanın her alanı sizin hakimiyet sahanızdır. Bu durumda hakimiyet sahası içinde bulunan her durum ya da eylem ve yönetim sizin için önem arz eder . Sermayenizin riske girebileceği her kişi ve olay sizin için önemli bir tehdittir. Bu tehdidin de ortadan kaldırılması gerekir ve bunun için de her yol mubahtır.

Dünyanın gerçek sahibi olduğuna inanan bu grup gerçekten de 20. Yüzyıl ve 21. Yüzyılda hakimiyetlerini epeyce artırdı ve her geçen gün daha da etkili hale geliyorlar. Sorun olabilecek bölge ve kişilerle ilgili ekonomik saldırı psikolojik saldırı iftira ya da yargısal müdahaleler  veya suikastlerle ile sorunlar çözülmeye çalışılıyor. Bu yöntemlerle sorun aşılamaz ise bu seferde silahlı müdahale yöntemi ile karşı karşıya kalıyoruz. 

Darbeler tarihini incelediğimizde özellikle 1950 ve sonrasında sorunlu ülke ve kişiler ile ilgili klişe saldırı tiplerini görüyoruz. Önce sorunlu ülke ya da lider ile ilgili ekonomik saldırılar,  tacizler başlıyor. Spekülasyonlar ya da sermayenin elini çekmesi ile ülkede düzenin bozulması hedefleniyor. Bu yeterli gelmez ise iftira yolsuzluk kampanyaları ile ülkede gerginlikler artırılıyor.  Bu doz yeterli gelmezse katliamlar ya da suikastler ile ülkede barış ve huzur ortamı bozuluyor. Böylece yeterli kıvama gelen ülkede artık sermaye sahipleri dilediği değişiklik yada pratiği gerçekleştirme imkanına sahip hale geliyor.  Eğer bütün bunlar amaca ulaşmak için yeterli gelmez ise bu seferde silahlı güçler devreye sokuluyor. Bu durumda kanlı bir iktidar değişikliği ama sonrasında sermayenin taleplerinin eksiksiz yerine getirilmesi süreci başlıyor. 

Sukarno, 1945′ten 1965′e kadar Endonezya Devlet Başkanlığı yaptı. Uzun süreden beri ABD menfaatlerine ters düşüyordu. CIA, 1958′de kendisine karşı başarısız bir ayaklanma kışkırttı; öldürme girişiminde bulundu ve hatta, benzerinin oynadığı bir porno film çekerek onu zor durumda bırakmaya kalkıştı.

1965′te CIA nihayet başardı. ABD, eğittiği ve desteklediği Endonezya ordusunu, ordunun başı General Suharto’ya karşı bir sol darbe için kışkırttı. Darbe başarısız olunca, ordu, bu olayı Sukarno’yu devirmek ve yerine Suharto’yu geçirmek için bahane olarak kullandı.Yalnızca birkaç hafta içinde, çoğu tüyler ürpertici biçimde 500 bin ila bir milyon arasında Endonezyalı öldürüldü.

İran Başbakanı Musaddık 1953 yılında BP’yi devletleştirdikten sonra küresel güçlerin hedefi haline geldi. Ülkedeki iç kargaşa üzerine görevden alındı ve ev hapsine tabi tutuldu.  Guate

Jacobo Arbenz, 1951′de serbest ve adil bir seçimde ezici bir çoğunlukla Guatemala Devlet Başkanı seçildi. Guatemala’yı “feodalizmin hâkim olduğu geri kalmışlıktan modern kapitalist bir ülkeye dönüştüreceğim” umuyordu. Arbenz, Rockefeller’in sahibi olduğu United Fruit Company’nin (Birleşik Meyve Şirketi) kontrolündeki bir kısım kullanılmayan araziyi devletleştirince istenmeyen adam ilan edildi. Sonrasında ülke katliamlar ve iç savaş yaşamaya başladı ama Arbenz artık yoktu. 

1970’te Şili’de Doktor Salvador Allende devlet başkanı seçildi.Dehşete kapılan ABD Başkanı Nixon, CIA’dan Allende’nin göreve başlamasını önlemesini istedi. CIA, askeri bir darbe için elinden geleni yaptı. Fakat, Şili ordusunun demokratik sürece geleneksel bağlılığı darbe olasılığını ciddi ölçüde önlüyordu. Darbenin önündeki en önemli engellerden biri, Şili Genelkurmay Başkanı General Rene Schneider’di. Bu nedenle, CIA, ordu içindeki fanatiklerle Schneider’i öldürme komplosu kurdu. Fakat suikast geri tepti; belirlenen zamanda iktidarı devralan Allende’ye desteği artırdı. Bu girişimi başarısız olan CIA’ya, “darbe ortamı” yaratma talimatı verildi. CIA destekli sabotajlar ve terör tırmandı. CIA, ayrıca, mali kaynağı Şili’deki holdingler ve ITT gibi diğer ABD şirketlerince karşılanan sokak gösterileri ve grevler örgütledi. Şili’nin en büyük gazetesinin de içlerinde bulunduğu CIA bağlantılı olan medya, yangını körükledi. İğdiş etme, yamyamlık vb. gibi ardı arkası gelmez Marksist “zulüm” hikayeleriyle, askeri yurtseverlik duyguları kabartıldı. Orduda temizlik yapılacağı, ordunun tahrip edileceği, Sovyetler’e üs verileceği dedikoduları yayıldı.Sonunda, darbe, 1973 Eylül’ünde ordunun en aşırı sağcı faşist unsurlarının öncülüğünde, amansız bir vahşetle geldi. Allende öldürüldü.

2002'de Venezuela'da oy çokluğu ile seçilmiş olan Hugo Chavez'e karşı ABD destekli bir darbe yapıldı; darbe başarılıydı ama hemen yıkıldı. Darbenin etkisi Chavez yanlısı halk gösterileri, ordunun Chavez yanlısı tutumu sebebiyle kolayca ortadan kalktı. Chavez darbeden 2 gün sonra yeniden iktidarı ele geçirdi, askerî cunta dağıtıldı. Ancak Chavez’e karşı suikast ve zehirleme eylemleri devam etti. Chavez zehirlenerek öldürüldü yerine geçen Maduro’yu da iktidardan göndermek için dünyadaki ek büyük petrol rezervlerinden birine sahip Venezuela da ekonomik kriz baş gösterdi. Bugünlerde bu ülke açlık tehlikesi ile karşı karşıya.  

Küba’ya karşı ABD operasyonları, Yunanistan’da Albaylar Cuntası, Mısır’da Sisi darbesi gibi pek çok örnek daha verebiliriz. 

Dünyadaki örnekleri ile Türkiye’deki örnekler arasında çok farklılık yok. 1960 darbesi aslında yukarıda saydığımız süreçler sırasıyla yaşandı.  Önce ülkede ekonomik problemler başladı sonra DP iktidarının sözde yolsuzlukları ve haksız uygulamaları gündeme getirildi.  Bu arada Menderes'in uçağı düştü. Ama Menderes ölmeyince 60 darbesi kaçınılmaz hale geldi. Bu sürece gelinmesinde Menderes'in ABD den ümidini kesip Rusya ile yakın ilişkiler kurma çabası fazlasıyla etkili olmuştur. 

15 Temmuz hain darbe girişimi de  1960 sürecine çok benziyor. Gezi olayları ile iktidarın yıpratılması, sonrasında 17/25 Aralık hukuk darbesi, sonra PKK ve DEAŞ saldırıları sonra da tam darbe ortamı  ve hain darbe girişimi. Büyük resme bakıldığında mesele net bir şekilde açığa çıkıyor. Peki bundan sonrasında neler yapmalıyız ki bu acımasız mücadeleden galip çıkalım. İkinci bölümde bunu irdeleyeceğiz. Ama hemen şunu söyleyelim ki nedenleri bilince sonuçları öngörebilirsiniz hatta dilediğiniz yönde de değiştirebilirsiniz. İşte bundan sonra bizim üzerimize düşen küresel sömürgecilere karşı savaş alanında kazanıp masada kaybetmemektir.

Rıza SAKA / Cafesiyaset.com.tr

 




HABER YORUMLARI
600


Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.