Küresel Denklemler Ve Türkiye

Küresel Denklemler Ve Türkiye

Tarih boyunca büyük travmalar yaşadık. Bunların başında 680’de başta Peygamber efendimizin torunu Hz. Hüseyin dahil 72 kişinin canice şehit edildiği Kerbela Olayı gelmektedir.

Tarih:

  • Google
  • Pinterest

İslam Ümmeti üzerinde derin fay hatları oluşturmuş bir olaydan bahsediyoruz. O günden bu yana yaklaşık 13 asır geçmiş olmasına rağmen, bu sorunu çözmek şöyle dursun, başka bahane ve gerekçelerle bu fay hattını derinleştirmeye devam ediyoruz.

Bugün Yemen, Lübnan, Bahreyn,  Irak ve Suriye’de yaşananlar aslında bir boyutuyla Kerbela’nın devamıdır. Ne var ki Kerbala’nın tarafları/safları bugün yer değiştirmiş durumda. “Ya Hüseyin!” diyerek kendini dövenler, Yezid olup zulüm yağdırıyorlar Rasuller diyarına.  Üstelik bu durum öyle bir hal aldı ki neredeyse her gün onlarca Kerbela yaşanıyor coğrafyamızda.  Gelişmelere seyirci kalma şansımız yok.

Zira coğrafyamızda kartlar yeniden dağıtılıyor. Sürecin sonunda coğrafyamız altüst olacak, sınırlar yeniden çizilecek, ağa babalarının menfaatine göre hareket eden yeni devletçikler kurulacaktır.

Gereken tedbirler alınmadığı takdirde, bu alt üst oluştan Türkiye’nin etkilenmemesi mümkün değildir. Yeni bir yol ayrımındayız. Üzerimize düşeni yaparsak bu süreçten küresel bir güç olarak çıkma şansımız var. Aksi takdirde yok olma riskiyle karşı karşıyayız. Yani ya tamam ya da devam noktasındayız.

Kuşatma altındayız. Maruz kaldığımız tehdit, öyle sıradan bir tehdit değildir. Kurtuluş Savaşından bu yana ülkemize yönelmiş en büyük tehditten bahsediyoruz. İşin olumsuz yanı budur. Ama diğer taraftan ülkemiz, kurulduğu günden beri en güçlü dönemini yaşamaktadır. Bu da işin olumlu tarafıdır.

Önümüzde iki seçenek vardı; Ya emperyal güçlerin bizim için uygun gördükleri kadere razı olup bölüneceğiz, ya da elimizdeki bütün imkânları seferber ederek tıpkı Kurtuluş Savaşında olduğu gibi direneceğiz.

İşte “Suriye topraklarında ne işimiz var?” diyenlerin göremediği nokta tam da burasıdır. Anadolu’nun müdafaası bu gün için Suriye’den başlıyor. Bu gün Fırat Kalkanı olmasaydı, yanı başımızda, hatta sınır hattımızda nur topu gibi bir PKK devleti kurulacaktı! Bunun engellenmemesi durumunda sonradan yaşanacak şeyleri düşünebiliyor musunuz?

Türkiye, tam zamanında gereken müdahaleyi yaparak şu an için bu riski bertaraf etmiştir. Kimsenin toprağında gözümüz yok. Ama sınırımızda başkalarının nam ve hesabına hareket edecek düşman devlet ve rejimlerin hayat bulmaması için sahada olmak zorundayız. Bu konuda gerekenlerin eksiksiz yapılıyor olması bizi geleceğe dair ümitvar kılıyor. Burada sorun yok.

Yazımızın girişinde Kerbela Olayından ve bunun sebep olduğu fay hatlarından bahsetmiştik. Bölgenin geneline baktığımızda, Küresel güçlerin ve onların işbirlikçilerinin iktidar mücadelesine sahne olan bölgede, İran geçmişte olduğu gibi bu günde bu fay hatları üzerinden siyaset yapmaya devam ediyor. Üstelik başta ABD olmak üzere küresel güçler tarafından desteklenen bu kışkırtma aynı zamanda yerel müttefikler bulma konusunda da oldukça şanslı.

İran bu fay hatları üzerinden siyaset üretmeye devam ettiği müddetçe bölgemizin güvende olduğunu söylemek çok zor. Bu manada bizi bekleyen tehlikenin ve sonuçlarının ne olduğunu görmek adına yakın geçmişte benzer problemleri, yani mezhep savaşlarını yaşayan Batıya bakmak yeterli olacaktır.

Mesela Avrupa’da Katolik ve Protestanlar arasında mezhep savaşları olarak başlayan, 1618-1648 yılları arasında kesintisiz 30 yıl boyunca devem eden ve bu sebepten Otuz Yıl Savaşları olarak anılan bu savaş esnasında milyonlarca Avrupalı can vermiştir. Yine neredeyse bütün Avrupa ülkelerinin müdahil olduğu bu savaşlar sonucunda Avrupa’da çok ciddi ekonomik sıkıntılar ve salgın hastalıklar baş göstermiştir.

Vestfelya anlaşması ile bu savaş bitmiş olsa da, Avrupalılar akıllarını başlarına devşirmeleri için 3 asır daha beklemişler ve bu zaman zarfında dünyaya yaşattıkları savaşlar dolayısıyla yaklaşık 100 milyon insanı daha kurban vermişlerdir. Barış ancak bunca bedel ve yaşanan acıdan sonra akıllarına gelmiştir.

İşte ancak o zaman öfkeler bastırılmış, silahlar susmuş ve barışa şans verilmiştir. Özetle barışla birlikte yaralar sarılmış, yola devam edilmiş ve sonuçta kazanan Avrupa olmuştur.

Biz de kazanmak istiyoruz. Kazanmak için bizim de asırlar boyu savaşmamıza, milyonlarca kardeşimizi kurban vermemize gerek yok.

Her şeyin bir bedeli olduğu gibi savaşın da bedeli var. Yakıtı insan olan bir aygıttan bahsediyoruz. Topraklarımız yağmalanıyor! Hanemize ateşler düşüyor! Evlerimizden Türkçe, Kürtçe, Arapça ağıtlar yükselirken; mutluluğu yaşayanlar hep başkaları oluyor.
 

Bu arada pek tabidir ki barışın da bir bedeli var. Bu bedel ise sadece tahammül ve hoşgörüdür. Ayrıca savaşın, çoğu zaman kazananı olmazken; barış, herkes için imkânlar sunan daha ahlaklı ve akıllıca bir yoldur.

Tarihte yaşanmış acılar ve fay hatları üzerinden siyaset üreterek bölgeyi ateşe veren İran ve bölgesel müttefikleri şunu çok iyi bilmeliler ki, tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır. İran ateşle oynamaktan bir an önce vazgeçmelidir.

Erol ŞEKERCİ / Cafesiyaset




HABER YORUMLARI
600


Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.



Foto Galeri
Video Galeri