KOTON!

Filiz Akgün'ün KOTON başlıklı yazısı...

Tarih:

  • Google
  • Pinterest

Özellikle kadınların yakından tanıdığı yerli markamız KOTON pamuk'a verilen isimdir. İngilizcesi “Cotton” olan bu kumaş türü halk arasında koton olarak bilinir.

İki gündür sosyal medya KOTON markasını konuşuyor. 
Ama ne konuşma! öyle böyle bir konuşma değil. Allah ne verdiyse! 

Sebep: Bazı basın kuruluşlarında çıkan haberler ve sosyal medyadaki İddialara göre: markanın 25 çalışanı bir sendikaya üye imiş! ve o sendikanın paylaşımına 'beğen' yapmış! 

Sonuç: o işçiler tazminatsız işten çıkarılmış!

Her iki taraf için de çok zor bir durum. 
Biri patron, önemli bir marka yaramış zorluklarla, adımızı dünyaya tanıtmış. 
Diğeri, bir anda kapıya konulup parasız işsiz kalmış, hele bi'de çoluk çocuğu varsa yanmış biri.

Zor!..
Gerçekten zor.
İki taraf için de zor.

Eskiden marka krizleri daha kolay yönetilirdi. Şimdi öyle mi?
Günümüzde sosyal medya denen mecra,  koca bir markayı bir an da yerle yeksan edebilir!

Lansons adlı itibar yönetimi danışmanlık şirketinin dijital danışmanı Pete Knott, "Şirketinizin itibarına yönelik, beklenmedik anlarda çıkabilecek tehditlerin başında sosyal medya geliyor. Eğer ciddiye alınmazsa şirketinizi hem maddi hem de kültürel açıdan etkiler." diyor..

Bu yüzden KOTON veya başka her hangi bir marka, gerek işçi hakları gerekse müşteri memnuniyeti konusunda daha özenli olmalı..Yeri gelir reklam bile kurtarmaz valla.

Öte yandan bu markalar da öyle kolay kolay aratılmıyor.
KOTON'un da bu günlere nasıl geldiğini bizatihi sahibi Gülden Yılmaz'ın kendi evinde, kendi ağzından dinlemiş ve yazmış biriyim.

KOTON'dan şu ana kadar herhangi bir açıklama da yapılmadığı için gördüğümüz kadarıyla sosyal medya kendi algısını oluşturmaya başlamış. İşte en tehlikelisi.. 

Bu yüzden şirketlerin benzer krizleri anında masaya yatırıp sıcağı sıcağına kitle iletişim araçları gerekirse basın toplantısı ile kamuoyunu bilgilendirmesi önemli. Yoksa herkes kendi algısını oluşturuyor zihinlerde..

Marka uzmanları der ki; ''Bir marka, tüketicinin zihninde bir kelimeye sahip olmaya çalışmalıdır.''

Bu minvalde KOTON'un sahibi Gülden Yılmaz'ın bir an önce basına yoluyla kamuoyunu aydınlatması, varsa bir işçi hakları ihlali ya bağlı bulunduğu sendikayla masaya oturması, eğer sendikası yoksa işçinin işe iadesi veya tazminatının ödenmesi gibi boşlukları doldurması gerekir. 


Koton’un sahibi Gülden Yılmaz

Gülden Hanım'ı o gün tanıdığım kadarıyla çok naif, vicdanlı ve bizden biridir. 
2004'de Posta Gazetesi içi evinde yaptığım röportajda KOTON markasını aratırken ne zorluklardan geçtiğini, dişiyle tırnağıyla KOTON'u yoktan var ettiğini detaylı dinlemiştim.. 

Ve hatta yeri gelmişken söyleyeyim: o gün özel albümünden çıkarıp verdiği ama daha sonra bi'türlü kendisine iade etmeye fırsat bulamadığım çocukluk/aile resminden tutun, işe ilk başladığı o 25 metrekare tahtadan rafları olan ilk dükkanının fotoğrafları durur bende..

Gülden Yılmaz'ın başarıya giden öyküsünü aklımda kaldığı kadarıyla özetleyip yazımı bir durum tespitiyle bitireceğim..

Öğretmenlik yapan Gülden Yılmaz kendi gibi öğretmen bir arkadaşıyla yaz tatillerini değerlendirmek için Kadıköy'de semt pazarının karşısında minik bir dükkan tutarlar. Kendi elleriyle tahtadan yaptıkları rafları tek tek  kendileri duvara çakarlar. 

İhraç fazlası ürün satacaklardır ve en büyük rakipleri tam karşılarındaki semt pazarıdır. 

Bi'süre sonra diğer ortağı kendi gibi öğretmen olan arkadaşı işi bırakır ve öğretmenliğe geri döner. 
Gülden Yılmaz pes etmez dükkanı büyütmeye karar verir. Öğretmenlikten istifa eder ve Koton'u kurar. 
Ardından subay olan eşi Yılmaz Yılmaz'da istifa edip birlikte markayı büyütmeye koyulurlar. 

Ve, Gülden Yılmaz 'ın o günlerdeki en büyük rakibi semt pazarı iken şimdi dünya pazarlarıyla yarışan, 8 binden fazla işçi çalıştıran, yurtdışı ve yurtiçi olmak üzere 400'ü aşkın şubesi ve 2 ülkede bulunan merkezi ile Türkiye'mizin gurur duyduğu markalardan biridir. 

Gülden Hanım'ın kendi yaşadığı zorluklardan da yola çıkarak, hem bir kadın hem bir anne hem bir işveren olarak  işçilerinin hakları konusunda empati yapacağına ve gerekli özeni göstereceğine inanıyorum. 

Aynı özen basında haber yapan arkadaşlarımız için de geçerli. 

Sırf KOTON'dan reklam almıyor diye sert başlıklar atan medya kadar, markalardan milyon dolarlık reklam bütçesi alan diğer medyanın da işçi hakları istismarlarını görmemezlikten gelmesi aynı kapıya çıkar..

Günün sonunda:
Fatih Altaylı'nın 'KOTON'A TEŞEKKÜR EDİYORUM!' başlıklı yazısında dediği gibi 'KOTON sayesinde sendikalardan haberi olmayanların haberi oldu'

İşte bu yüzden;
Türkiye'de işçi işveren ilişkisi de işte bu 'Cotton' yani pamuk ipliğine bağlıdır, kopabilir. 
Hele hele ki bir sendikanız yoksa! bu ilişki bozuk asansör gibidir, nerede takılacağını bilemediğin gibi zemine bile çakılabilirsin. Allah çaktırmasın, kimseyi bir an da parasız pulsuz işsiz ortada bırakmasın..

Ve, 
Fakat,
Ama,
Hep söylerim: ''Ezilen işçiyi patron yap, o da döner işçiyi ezer!''




HABER YORUMLARI
600


Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.



Foto Galeri
Video Galeri