SABIR DA BİR YERE KADAR

“Bir kabı ne kadar güzel bir şekilde jelatin kaplasanız, sarıp sarmalayıp süsleseniz de, zamanla o kabın içindeki dışarı sızar…”

Tarih:

  • Google
  • Pinterest

Eğitim hayatımda aklımda kalan bilgilerden bir tanesi enteresandır.

Milli Güvenlik dersine giren bir binbaşı şunları söylemişti:

“Bir kabı ne kadar güzel bir şekilde jelatin kaplasanız, sarıp sarmalayıp süsleseniz de, zamanla o kabın içindeki dışarı sızar…”

Gerçekten çok basit ama çok doğru bir söz.

Kabın içindekiler zamanı geldiğinde dışarı sızıyor ya da kokuyor.

Sürekli yazılarımızda vurguladığımız ve savunduğumuz; ‘Devletimizin 15 Mayıs 2006 tarihinden itibaren bağımsızlaştığı, millileştiği ve müslümanlaştığıdır.’

Bu gerçeği milletimize anlatırken, ilk başlarda inanması zor olan ancak zamanla ortaya çıkan bilgiler, gelişmeler ve belgeler, bugün inanmayan ya da inanamayanlar için düşündürücü olacaktır/olmaktadır.

Bu vatanın gerçek evlatları, devletimizin en azından derinde millileştiği, bağımsızlaştığı ve müslümanlaştığı konusunda sevinir, Allah’ımıza (c.c.) şükreder.

Diğerleri konumuz dışıdır, sadece yataklarını ayrı sarmalarını söylüyor, dünyada ve ahirette hesap vermekten kurtulamayacakları uyarısında bulunuyoruz…

Rahmetli Özal’ın zehirlenerek öldürülmesine sebep olan derin hamlesinden sonra büyük mücadeleler verilmiş, bu derln hamle 15 Mayıs 2006 tarihinde meyvesini vermiş ve şer derin devlet dediğimiz siyonist İsrail, Amerika ve İngiltere gibi devletlerin kontrolünden devletimizin derini kurtarılmıştır.

15 Mayıs 2006 gece yarısı şer derinlerin baronu Sezer, telekonferansla katıldığı konusmada devletimizin mimarlarına, “SİZ KAZANDINIZ ANCAK MÜCADELE DEVAM EDECEK” demek mecburiyetinde kalmıştır.

Bu tarihten sonra, bugüne kadar ülkenin derinini kaybedenler tekrar devleti ele geçirmek için tüm güçleriyle saldırmışlar, hamlelerini yapmışlar ve on ikiye yakın darbe teşebbüsünde bulunmuşlardır.

Derinini temizleyip bağımsızlaşan devletimiz, kontrolü eline geçirdiği için çok sıkıntılı ve zor süreçler yaşasa da, tüm yapılan hamleleri boşa çıkartmıştır.

Özellikle 15 Mayıs 2006 sonrası yoğunlaşan saldırıları bertaraf etmek için büyük mücadeleler verilmiştir.

15 Mayıs sonrası ilk hamleleri iki gün sonrası olan 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay saldırısıyla gerçekleşmiştir.

15 Temmuz 2016 yılına kadar peşi sıra saldırılara girişmişler, darbe teşebbüsleri yapmışlar ama kriz ve kaos ortamını ülkede gerçekleştirememişlerdir.

Bizim iddiamız ve gün gibi ortada olan gerçeğimiz; devletimizin görünmeyeninde sağlam olmasıdır, milli olmasıdır ve bizim olmasıdır.

Görünürde ise Sayın Cumhurbaşkanımıza olan güvenimiz ve inancımızdır.

Ancak şu da bir gerçek olarak ortadadır.

Yazının başında belirttiğim gibi kabın içinin malesef aynı sağlamlıkta ve dik duruşta olmamasıdır.

Çoğu zaman yazdık ve söyledik, devletin görünürü olan kısımda sıkıntılar var, yanlışlar var ve ihanet içerisinde olanlar var.

Devletin görünmeyenindeki sağlamlık ve güç malesef halkımıza dahi tam yansımamakta ve sıkıntılar her geçen gün belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Ekonomi konusunda millete yansıyan yanlışlar, halkı derin sıkıntılara itmekte ve bu artık insanımızı huzursuz etme noktasına gelmektedir.

Dışarıdan ve içeriden hükümet üzerinden milli devlete saldırılar halk gözünde ve yaşamında sıkıntılar doğurmaktadır.

Bu kadar yoğun ve savaş halinde geçen ortamda, bazen söylenen sözler farklı anlamlar içermekte, bazı koltuklara getirilenlerin arkalarında biriken ihanetler gözden kaçmakta ya da özellikle gözden kaçırılmaktadır.

Örnek mi?...

Hazine ve Maliye Bakan yardımcısı yapılan Osman Dinçbaş'ın beğenileri kulaktan kulağa dolaşıyor...

Osman Dinçbaş araştırıldığında sosyal medya hesabı dikkat çekiyor. Dinçbaş her ne kadar Twitter hesabından yaptığı beğenileri silse de, biraz araştırma sonucu beğenileri bulunabiliyor.

Dinçbaş'ın beğenileri arasında ilk göze çarpan firari FETÖ'cü Emre Uslu'nun "Zulme uğramış bir gazetecinin kızının gözünden zulüm" ifadelerinin yer aldığı paylaşım bulunuyor.

Osman Dinçbaş'ın Emre Uslu beğenileri sadece bununla da sınırlı değil...

Uslu'nun "Erdoğan'ın rüşvet ve yolsuzluk anlayışı" başlıklı yazısını da beğenmeden geçememiş bakan yardımcısı...

Yine Dinçbaş, Hasan Cemal'in "Talimatla televizyondan haber attıran Erdoğan otoriterin daniskasıdır" başlıklı yazısını da çok beğenmiş ve boş geçmemiş.

Sıkı durun! bir başka bomba daha geliyor...

HSYK'da Teftiş Kurulu'nun başındaki isim Nadi Kolukısa...

Hâkim ve Savcılarla ilgili soruşturmaların başındaki kişi...

Tayin ve atamalarda etkin.

Peki Kolukısa'nın öz kardeşi kim biliyor musunuz?

15 Temmuz gecesi başta Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal ve havacı generalleri derdest eden MAK timinden Başçavuş Burak Kolukısa'nın ağabeyi...

Ağırlaştırılmış müebbetten yargılanıyor.

Başka...

Darbeci Tümgeneral Mehmet Dişli'nin ağabeyi Hollanda Büyükelçisi oluyorsa ülkede daha õteslnde neler olduğunu ve olabileceğini bilen biliyor, bilmeyenler de öğreniyor.

Sağlık Bakan Yardımcısı olarak atanan…

Metal yorgunluk vs. sebeplerden ötürü görevden alınan Belediye Başkanlarının yerine atanan ve güvenlik birimlerinde dosyaları olan FETÖ’cü yeni başkanlar veya birinci derecedeki yakınları olanlar…

Türkiye’nin geleceği olan VARLIK FONU’ndaki Yahudi kadrolaşması…

Ve yine...

Hayati Yazıcı'nın, üçyüz-beşyüz milyar dolarımızın buharlaşmasına sebep olan “kitap ve yazar kasa fırlatma” eylemleriyle tarihe nakşedilen 2001 kriziyle ilgili aktif görev aldığını çok iyi Bİ-Lİ-YO-RUZ.

Hayati Yazıcı’nın, Başbakan Bülent Ecevit’e yazar kasa fırlatan ve bu krizde FETÖ adına rol alan Ahmet Çakmak’ın avukatı olduğunu, FETÖ’nün önemli avukatlarının onun bürosunda avukatlık stajını yaptıklarını, yine onun “Ben paralel yapı diye bir yapının olduğuna inanmıyorum” dediğini çok iyi Bİ-Lİ-YO-RUZ.

Ve yine sayın Cumhurbaşkanımızın 8 Mart 2018 tarihinde Beştepe'deki Kadınlar Günü programında yaptığı konuşmada "İSLAM'I 14-15 ASIR ÖNCESİ HÜKÜMLERİYLE BUGÜN UYGULAYAMAZSINIZ" demesi fırsatçılar için farklı anlamlara kapı açabilecek bir söz değil midir?...

Avrupa Birliği'nin talepleri doğrultusunda zina yasağını kaldırdığını ifade eden Cumhurbaşkanı, daha sonra yapılan düzenlemenin toplumumuza ve inancımıza uygun olmadığını kabullenmiştir.

Ancak iş işden geçmiş, Allah’ın haramını kanunla helal kılmıştır ki, Sayın Cumhurbaşkanımızın sadece bu büyük günaha ortak olması asla kabul edilemez ve affedilemez!

Hatta çok dikkat çeken başka hususlar da var son dönemlerde...

İbadete kapalı olan ve müze olarak kullanılan Ayasofya Camisi’ne gelen iki kişi namaz kılmak istemiş, ancak bu iki kişi güvenlik görevlileri tarafından uzaklaştırılmıştır...

Oysa Belçikalı manken Marisa Papen, daha birkaç hafta evvel Türkiye'ye gelmiş, Ayasofya'da tesettüre girip çarşafını kaldırarak çırılçıplak poz verip bu fotoğrafı sosyal medyadan paylaşmıştır.

Ama ne hikmetse namaz kılanlara gösterilen dikkat(!), bu iğrenç ve hain olayda gözardı edilmiş, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Kültür Bakanı tarafından bu provakasyon lanetlenmemiştir.

Ve yine ilginç bir gelişme daha...

İzmir'de eşcinsel iki erkek, Türkiye'de yasal altyapısı olmamasına rağmen tuttukları düğün salonunda bir evlilik töreni-düğün yapmış, yine ne Cumhurbaşkanımız ne de Adalet Bakanı ve güya dinimizin temsilcisi olan Diyanet İşleri Başkanı’ndan bu esef verici olay sert ve net bir duruşla lanetlenmemiştir.

Oysa bu iğrenç olay Kur’an-ı Kerimimizde sert bir şekilde yasaklanmış, Lut Kavmi’nin bu iğrenç fiiliyatın işlenmesinden ötürü helak edildiği anlatılmıştır.

Daha mı?...

Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk;“toplumun ortak paydasının din değil ahlak olduğunu” söylemiş, güya İmam Hatip ve İlahiyatların Türkiye’de yaygınlaşması ve bu okullardan mezun olmasının önünü açan Cumhurbaşkanımız “ne oluyor, biz seni bu işler için mi getirdik, akrabaların içerisindeki FETÖ’cülere rağmen sana sahip çıktık” dememiştir.

Ankara Yenimahalle’de bulunan Barbaros İlkokulu’nun yanından geçenler burasının ilkokul mu yoksa kilise mi olduğunu soruyorlar birbirlerine.

Misyonerlik faaliyetleri ilkokula kadar ulaşmış ve Milli Eğitim Bakanımız ortak paydanın din değil ahlak olduğunu söyleyebilmiştir.

Yazacak daha çok örnekler var.

Bir şeyler yanlış gidiyor.

Her şeyden evvel Sayın Cumhurbaşkanımız ya etrafındaki Yahudi ve FETÖ’cü kumpası ve kadrolaşmayı görmüyor ya da görmek istemiyor. Sert olması istenmesine rağmen son dönemlerde büyük damadı ile birlikte Amerika’ya kucak açması ise dikkatlerden kaçmamaktadır.

Yanlışlara dur demesi gerekenler, devletin görüneni olan hükümet ve Sayın Cumhurbaşkanımızdır.

Cumhurbaşkanımızın yumruğunu ya masaya vurması lazım.

Ya da...

Devlet, yanlış yapanların yanlışlarına öfkeyle ve ani tepkiyle cevap vermez ama asla da unutmaz.

Yeri ve zamanı geldiğinde de burunlarından getirir.

Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz!

Herkes aklını başına alsın.

Devlet yönetiyoruz.

Birilerinin haince emellerine, kaprislerine ve makam mevki heveslerine, mal mülk aşklarına ve ihanetlerine de sessiz kalmaz bu devlet ama...

Sabır da bir yere kadar.

SAMİ ÇELİK / CAFESİYASET




HABER YORUMLARI
600


Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.



Foto Galeri
Video Galeri