ŞER DERİN DEVLETE PERDELEME Mİ YAPILIYOR?

Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı yapmış, emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Türkiye'nin asıl sorununu canlı yayında açıkladı:

Tarih:

  • Google
  • Pinterest

"Türkiye'de bir derin devlet vardır ama bu Amerikan derin devletinin uzantılarıdır. Millî bir derin devlet yoktur. Derin millet vardır. Türkiye'nin millî bir derin devleti olsaydı, 1970-1980 arasındaki olayları, 12 Eylül'ü ve diğer müdahaleleri ve 15 Temmuz'u yaşamazdık"

Habertürk'teki "Türkiye'nin Nabzı" programında soruları cevaplandıran Pekin'in değerlendirmelerinden bazıları şöyle:

"Türkiye'de silâhlı kuvvetler veya askerî öğrenciler içinden seçilen gençlere Seferberlik Tetkik Kurulu ve sonra da Özel Harp Dairesi'nde görev verilirdi. Bunların kim olduğunu sadece MİT bilirdi. MİT ise zaten CIA ile Ankara'da aynı binada altlı üstlü çalışırdı. Maaşlarını ABD verirdi.

Bu kadrolar içinden devşirilen insanları sonra ABD ve İngiliz istihbaratı Türkiye aleyhine kullandı. Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu gibi kamuoyunu uyarmaya çalışan değerlerin ortadan kaldırılmasında bu yapının rolü vardır.

Türkiye 12 Eylül'e bu kadrolar tarafından sürüklenmiştir.

Fetullah Gülen, Mehmet Şevket Eygi gibi isimler 1959'da bu yapı içinde görevlendirildi. Görevleri, Yeşil Kuşak projesi çerçevesinde komünizmle mücadele faaliyetleriydi. 12 Eylül'den sonra yakalanan Fetullah Gülen'in serbest bırakılması için Genelkurmay Başkanı aradı ve serbest bırakıldı.

Bu tür insanların bir kısmı CIA tarafından devşirildi ve şimdi FETÖ dediğimiz istihbarat örgütü kuruldu."

*****

Biz bu konuyu yazdığımız bazı yazılarımızda dile getirmiştik ve bu konuşmada Sayın Pekin’in söylediği sözleri ve onun daha ilerisini de söylemiştik.

Ülkemizde son üç asırdır -şer- derin devlet söz sahibi olmuş, bu derin devlet 1944 yılına kadar İngiltere merkezli, 1944 yılından itibaren de Amerika merkezli olarak ülkeyi yönetmiştir.

Ne zamana kadar...

15 Mayıs 2006 tarihine kadar.

Sayın Pekin’in dediği gibi devletimiz derinlerinde millileşmemiş olsaydı, 15 Mayıs 2006 tarihinden günümüze kadar yapılan tüm darbe girişimleri ve 15 Temmuz darbe girişimi engellenemezdi ve bertaraf edilemezdi.

15 Mayıs 2006 tarihinden itibaren rahmetli Turgut Özal’ın attığı tohum meyvesini vermiş ve devletimiz derininden üç asır sonra şer güçleri tasfiye ederek derinlerde Türkleşmiş, Müslümanlaşmış ve bağımsızlığını kazanmıştır.

Yazılarımızda her zaman üzerine basa basa biz bunu söyledik ve yazdık.

Sayın Pekin bu konuşmasıyla bizim –şer- derin devlet dediğimiz oluşumu söylemiş ama sanırız unutkanlığından olsa gerek bu –şer- derin devletin Türkiye’deki kadroları olan Sabatayist, Yahudi dönmesi iş adamlarını söylememiştir/perdelemiştir!!!

Fetullahçı Terör Örgütü lideri Fetullah Gülen ve geçmişi karanlık olan M.Şevket Eygi’nin Özel Harp Dairesi mensubu olduklarını da deşifre etmiştir.

Biz de yanlış bir anlayış var.

Bu anlayışın sebebi ister sayın Pekin’in dediği gibi olsun, isterse eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ve bazı siyasilerin dile getirdiği gibi ülkedeki bir kesimin ve halk nezdinde oluşan kanaat Türkiye’de ‘askerlerin derin devlet’ olduğu ve özellikle Özel Harp Dairesi Başkanlığı’nın bünyesinde kadrolaştıkları kanaatidir.

Sabateyist dönme Süleyman Demirel’in ‘Türkiye’de derin devlet askerdir’ açıklaması perde arkasında gerçeğin üzerini örtmek için özellikle söylenmiştir.

O da, Türkiye’de ‘Şer derin devlet’in Yahudi asıllı iş adamlarından müteşekkil azınlık bir grup olmasıdır.

Bunlar parayı, medyayı, siyaseti ve hatta generalleri kontrol ettiğinden ülkedeki gerçek
‘-Şer-derin devlet’ bu hainlerdir.

Örneğin Vehbi Koç, İsak Alaton, Üzeyir Garih, Ayhan Şahenk, Nejdet Eczacıbaşı gibi Yahudi ve Sabateyist iş adamları hayatta olsalardı onlara bu şer yapıya nasıl dahil olduklarını, bin yıldan fazla İslama bayraktarlık yapmış Türk milletine nasıl ve neden ihanet ettiklerini sorabilirdik...

Şer derin devlette sistem ve devamlılık babadan oğula geçer.

Muhakkak bu konuda baronlar baronu Rahmi Koç’un Ankara’daki Anayasal Suçları Soruşturan savcılık makamına söyleyeceği sözler olacaktır.

Bununla birlikte Mustafa Koç’un öldüğü dikkate alındığında Ali Koç’un neden zıpladığı, babasının kaybettiği makamı Fenerbahçe Kulübü üzerinden ‘nasıl ele geçirebilirim’ düşüncesinde olduğu; FETÖ’nün 3 Temmuz’da Fenerbahçe’ye yaptığı ihanet de dikkate alındığında ne demek istediğimiz daha anlaşılır olacaktır.

26 Aralık 2018 tarihinde sayın Bahçeli’nin basına yapmış olduğu sohbetinde dile getirmiş olduğu, ‘FETÖ’nün Bank Asya’sının önünden geçen, oğluna kızına Bank Asya üzerinden harçlık gönderen, elektrik, su faturasını, kira ödemesini bu banka üzerinden yapanları değil,15 Temmuz darbe girişimini yöneten yurtta sulh konseyinden başlanması gerektiğini, siyasilere muhakkak dokunulması gerektiğini’ biz de dile getiriyor ve bununla birlikte FETÖ, DAEŞ, PKK, DHKPC ve diğer terör örgütleri ile mücadeleye ‘evet’ diyor ve destek veriyoruz.

Bunlarla birlikte bu ihanet teşkilatına bağlı oldukları -şer- derin devletin baronları olan, genellikle de Yahudi asıllı iş adamlarına dokunulması gerektiğini yazılarımızda da dile getirdik.

Birgün muhakkak bu ihanet oluşumlarına da dokunulacağını buradan müjdelemek istiyorum.

Üç asır sonra 15 Mayıs 2006 tarihinde, Türklerin kökü ‘derin devleti’ Türkleşmiş, bağımsızlaşmış ve Müslümanlaşmıştır.

Yahudilerin kontrol ettiği –şer- derin yapı tasfiye edilmiştir.

15 Mayıs 2006 tarihi Türk devleti açısından ne kadar önemliyse, 1 Mart tezkeresinin meclisten geçmemesi de o kadar önemlidir.

1 Mart 2003 tarihinde Irak tezkeresi meclisten geçmeyince yazımda da bahsetmiş olduğum bu –şer- derin devletin bir numarası olan Amerikalı Yahudi özel uçağına binip Amerika’ya kaçmıştır.

15 Mayıs 2006 tarihine kadar –şer- derin devlet başsız kalmış, Türk pasaportu taşıyan Yahudi asıllı başkan yardımcısı iş adamı tarafından yönetilmeye çalışılmıştır.

Öyle ki, tutuklanma korkusu yaşayan Rahmi Koç, Nazenin IV isimli yatıyla 19 Eylül 2004 tarihinde iki yıl sürecek dünya turu bahanesiyle ülkeden kaçmıştır.

15 Mayıs 2006 öncesi Türkiye’deki dört siyasi eğilimin tamamı, yazımızda bahsetmiş olduğumuz –şer- derin devlet üst yapı’nın, dolayısıyla Amerika’nın kontrolü altındaydı.

Liberal görüşlü Süleyman Demirel nasıl Amerika’dan emir alıyorduysa, Türkiye’nin solcusu görünen Bülent Ecevit de Üst Yapı’nın dolayısıyla Amerika’nın kontrolündeydi.

Seferberlik Daire Başkanlığı’nın ABD tarafından maaşlarının kesilmesi üzerine ‘bu daireyi yeni öğrendiğini’ söyleyen Bülent Ecevit, şer derin devlet üst yapı’yı karartmak için bu ifadeyi kullanmıştır.

Yoksa, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Başbakanının '2006 öncesi' bu makama gelip Şer Derin Devlet Üst Yapı’yı bilmemesi imkansızdır.

Bununla birlikte, 2001 yılında dönemin Başbakan’ı Ecevit’in Amerika’nın isteği ile Irak’a müdahaleyi reddetmesini onun açısından olumlu bir adım olarak ifade etsek de, bu güzel adımın perde arkasındaki kahramanı, 28 Şubat döneminde ’28 Şubat bin yıl yaşayacaktır’ diyen, ancak bu zaruri açıklamasıyla şer güçleri ters köşe yapan, 28 Şubat’çıları bu aziz milletin derinlerinden atan, dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’na aittir.

Dört yıllık Genelkurmay Başkanlığı döneminde Amerika’ya bir kez dahi olsa gitmeyen Hüseyin Kıvrıkoğlu Paşa’dan söz ediyoruz.

Bugün sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan ABD’ye karşı diklenebiliyor, bu vatan ve millet için hayırlı hizmetler yapabiliyorsa, tüm bu hayırlı işlerin perde arkasındaki mimarının Hüseyin Kıvrıkoğlu Paşa’nın olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Eğer o, –şer- derin devleti Türk devletinin derinlerinden atmamış olsaydı, sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın da diğer Cumhurbaşkanları ve Başbakanlar gibi kendisi istemese de onlardan bir farkı olmayacaktı.
Vesselam.

SAMİ ÇELİK / CAFESİYASET

 

 




HABER YORUMLARI
600


Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.



Foto Galeri
Video Galeri